Milli Eğitim Bakanlığı olarak çocuklarımıza, iyi
ve kaliteli eğitim sunmak öncelikli
görevimizdir. Bu sorumluluğumuzun bilinci
içerisinde hareket ediyor, büyük hedefleri
gerçekleştirmek, hayalleri gerçeğe dönüştürmek
üzere yeni bir eğitim-öğretim yılına başlıyoruz.
İçinde yaşadığımız çağda bilgiyi üreten,
kullanan ve bilgi okuryazarı olan nesiller
yetiştiren ülkeler gücü de elinde tutan ülkeler
haline gelmiştir. Dünya ülkeleri arasında
varlığından söz ettirmek, güçlü bir ülke olmak
isteyen devletler en değerli kaynak olan insana
yatırım yapmalı ve ona en iyi, en kaliteli
eğitimi sunmalıdır. Ülke olarak bizler de güçlü
olmak istiyorsak geleceğimizin teminatı olarak
gördüğümüz çocuklarımıza, gençlerimize çağın
gereklerine uygun bir eğitim imkanı sunmalı,
onları bilgiyi üreten ve kullanan bireyler
haline dönüştürmeliyiz.
Genç nüfusuyla zengin ve en dikkat çeken
ülkelerden biri olan Türkiye 17 milyona yakın
ilk ve orta öğretim öğrencisine sahiptir. Bu
önemli bir güçtür. Fakat bu gücün bizim
açımızdan avantaja dönüşmesi için her bir bireye
iyi ve kaliteli eğitim sunmalı, onları eğitim
sistemi içerisinde tutmalıyız. Aksi taktirde
eğitim dışında kalmış, eğitime kazandırılmamış
her birey işsizliğe, yoksulluğa veya suça
itilmeye hazır bireyler haline dönüşmektedir.
Toplum olarak temel amacımız, eğitim
hedeflerini doğru belirlemek ve hep birlikte
geleceği inşa etmektir. Bugünkü dünyada artık
eğitim okul duvarlarının dışına taşmış, her
yerde, her zaman eğitim anlayışına dönüşmüş ve
yaşam boyu eğitim önem kazanmıştır. Bu nedenle
eğitim meselesi sadece Milli Eğitim
Bakanlığı’nın üstlenmesi gereken bir konu
olmaktan çıkmış, toplumun tüm ilgili aktörleri
tarafından üstlenmesi ve ilgi göstermesi gereken
bir konu haline dönüşmüştür.
Bir ülke sahip olduğu yetişmiş, nitelikli
birey sayısı ile orantılı bir şekilde
gelişmekte, güçlenmekte ve büyümektedir.
Eğitimin tüm bireylere yaşam boyu ulaştırılması
bu açıdan büyük önem taşımaktadır. Okul dışında
kalan tüm unsurlar (aile, çevre, medya) eğitime
olumlu ya da olumsuz katkı açısından büyük önem
taşımaktadır. Görsel ve işitsel medya
yayınlarının, bir ülkede tüm vatandaşlara ulaşan
ve onları etkileme gücüne sahip etkin bir araç
olduğu dikkate alınırsa, eğitim ve öğrenme
açısından medyanın hayatımızda çok önemli bir
yeri olduğu görülmektedir. Ancak burada dikkat
edilmesi gereken medyanın bireylere faydalı
olacak şekilde hizmet etmesi ve bireylerin de
kendilerine faydalı olanı seçebilme yeteneği,
yani medya okuryazarı olma kapasitesidir.
Dünyada televizyonun en çok izlendiği ikinci
ülke Türkiye’dir. Çocuklarımız, her gün asgari 3
ile 5 saatlik sürelerle televizyonun olumlu ve
olumsuz her türlü etkisine maruz kalmaktadır.
Sanal dünya olarak nitelendirdiğimiz internet
ortamı da çocuklarımızı ve gençlerimizi aynı
şekilde olumlu ve olumsuz etkilemektedir. Bu
olumsuzluklara çözüm üretmek ise başta
eğitimciler olmak üzere medya profesyonelleri
ile anne ve babaların önceliği olmalıdır.
Bu bağlamda medya yayınlarında “çocuk
izleyici” konusuna ayrı bir önem göstermeli ve
çocuklarımızın bedensel, ruhsal ve sosyal
gelişimlerini olumsuz etkileyecek medya
içeriklerine karşı duyarlı olmalıyız. Bakanlık
olarak Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ile
ortaklaşa yürütmekte olduğumuz “Medya
Okuryazarlığı Dersini” çok önemsiyoruz.
2006-2007 Öğretim Yılında 5 ilköğretim okulunda
pilot uygulama olarak başlatılan “Medya
Okuryazarlığı Dersi” 2007-2008 öğretim yılında
425.000, 2008-2009 öğretim yılında 1.020.000,
2009-2010 öğretim yılında 839.000, 2010-2011’de
ise 395.000 ilköğretim ikinci kademe öğrencisi
tarafından seçilmiştir.
Bu açıdan çocuklarımızın gün geçtikçe daha da
bilinçlendiğini söylemek mümkündür. Aynı şekilde
velilerimizin sağduyusu ve eğitim
yöneticilerimizin gösterecekleri liderlik
sayesinde 2011-2012 Öğretim Yılında Medya
Okuryazarlığı Dersinin tüm ilköğretim 2.kademe
öğrencilerimiz tarafından bir fırsat olarak
değerlendirilerek daha çok tercih edileceği
inancı içerisindeyim.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Gençliği
yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın (kültürün)
müspet fikirlerini veriniz. İstikbalin
aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler
tatbik (uygulama) mevkiine konduğu vakit Türk
Milleti yükselecektir.” ifadesindeki
hassasiyetin hepimiz için yeterince yol
gösterici olduğunu belirtmek ve bu doğrultuda
görsel ve işitsel tüm medya çalışanlarının da
çocuklarımızın eğitimi konusunda hassasiyet
göstermelerini, çocuk izleyicilerini dikkate
alarak yayın içerikleri hazırlamaları
gerektiğini vurgulamak istiyorum.
Tüm il ve ilçe milli eğitim müdürlerimizin,
tüm okul yöneticilerimizin öğretmenlerimizin,
anne babalarımızın ve değerli çocuklarımızın
2011-2012 Eğitim ve Öğretim Yılını kutluyor,
başarı ve mutlulukla dolu geçmesini temenni
ediyorum.